© Sütçüler'e Ayrıntılı Bir Bakış

203.Eurymedon - Köprülü Kanyon - Beşkonak ... SELGE...

Eurymedon - Köprülü Kanyon - Beşkonak ... SELGE...(Yeni)

Hep merak eder dururduk nerdedir bu Selge, nasıl bir yerdir diye? Ana yoldan Selge 55 diye yazardı yazmasına da hiçbir grup ya da aile ile gitmek nasip olmamıştı o ana kadar. O zamanlar rafting sporları da o kadar çok yaygın değildi. Yeni yeni birkaç acenta çeşitli trekking turları yapmaya başladılar diye duymuştum. Ama ne Köprülü Kanyonu görmüştüm, ne Beşkonak, ne de Selge'yi...

Derken bir gün o fırsat geçiverdi elimize. Temmuz ayında işlerin en az olduğu bir zamanda ailecek Türkiye'yi kapsayan bir gezimizin içine o zamana kadar merak edip de gruplarımla hiç gidemediğimiz yerlere de gitmeye karar veriverdik sevgili eşimle. Tlos'u, Pınara'sı, Olympos'u... derken tabii ki Köprülü Kanyon ve Selge'yi. Attık biraderin Kartal'ına kendimizi ve dolaşıyoruz her yanı geceli gündüzlü. O zamanlar böyle bilgisayarla haberleşme ne de yok. Bilgi alacak kimse de yok. Ya da var da sen bilgi alıncaya kadar aylar geçer neredeyse. Öyle planlama ne yapmadan yollara düşüyoruz her sabah ve canımız nereye çekerse gidiyoruz. Hem öyle sevdiğimiz yerlerde kalıverme gibi bir huyumuz da var ya. O kadar rahatız işte. Yani elimizden gelse Kimera'dan hiç inmeyecek, orada konaklayacaktık ateşlerin karşısında.

İşte böyle bir maceralı yolculuğumuzda arabamızın direksiyonunu Köprülü Kanyon tarafına çeviriverdik. Yolu oldukça iyi idi. Dar yerleri vardı gerçi ama o kadar da zararlı sayılmazdı. Yanıbaşımızda çoşkuyla akan Köprüçay kimi zaman bizden uzaklaşıyor kimi zaman yakınlaşıyordu. Uzaktan yakından hep alabalık yapan lokantaları görüyorduk. Bir tanesi çok ilgimizi çekmişti hatta. Adamlar masaları, sandalyeleri suyun içine atmışlar müşteriler bir taraftan balıklarını yiyip keyifle rakılarını yudumlarken diğer yandan da altlarından akan suyla serinlemekteydiler. Tıpkı Saklıkent'te olduğu gibi. Tıpkı yurdumun nice yörelerinde pratik zekalı yurdum insanının yaptıkları gibi.

Gide gide yol bizi Roma Köprüsü'ne kadar götürdü. Eurymedon Nehri üzerinde muhteşem bir köprü.. Yaklaşırken de güzel, geçerken de güzel, yukardan da güzel... . Resimlerini hem yakından çektik hem uzaktan. Hem aşağıdan çektik hem yukarıdan. Köprünün başında yukarıdaki köyden kızlar yerel bir şeyler satmaya çabalıyorlardı. Tahta kaşık, dantel gibi şeyler. Onlarla sohbet ettik. Aşağıya suyun yanına vardık. Söğüt ağaçlarının altında piknik yaptık. Doyasıya eğlendik anlayacağın. Sonra geldik tekrardan kızların yanına ve sorduk. Yukarıya gidilir mi? Ne kadar sürer falan diye?

Anlattığına göre yol tamamen taşlık kayalık ve bozukmuş. Ama her bir araba gidiyor diye de ekledi. Hiç sakıncası ne yokmuş dediğine göre, 12-13 kilometrecik bir şeymiş.... Eee, ben hanımdan maceracı, hanım benden daha hevesli. Çocuklar desen, biz neredeysek onlar da orada... Vurduk kendimizi yola. Kızlardan da birini alabildik arabamıza. Çıkıyoruz tepeye doğru. Yol çok bozuktu. Hatta bazan öyle anlar geldi ki bir arıza ney olursa nasıl tamirci bulacağız diye düşünmekten kendimi alamadım. Öyle bir yol ki Nemrut Dağı'nın o eski yollarını arattırır insana... Yükseldikçe manzara daha da güzelleşiyor, kayalar daha da bir şekilleniyordu. Bir an geldi ki uzaktan bakarken sur duvarları sanmışız kayaların görüntüsünü. O denli birbiri üstüne gelivermişler. Sanki Roma duvarlarını inşa etmek için kesmişler de birbiri üstüne koymuşlar gibi. Bu yılki seminerlerde Sancar Ozaner Hocamızın anlattıklarını dinledikten sonra oluşumlarını anlayabildim ancak taa kaç yıl sonra. Zaman zaman durduk. Aşağısı o kadar küçük görünüyordu ki... Ve biz o kadar yükseklerdeydik ki... Dayanamadık durduk bir köşesinde. Kayaların birinden birine atladık durduk. Naraları koyverdik taa aşağıdaki vadiye doğru. Akdeniz'e doğru bağırdık sesimizi Aspendos'a kadar götürtebilir miyiz denemesiyle. Marşlar söyledik çılgınlar gibi. Herhalde yükseldikçe oksijen daha bir dokunmaya mı başlamıştı ne? Yoksa bizdeki bu kıpır kıpırlığın başka anlamı ne olabilirdi ki? Diyonisos "Tmolos Dağlarından geliyorum!.." diye inletmiş Zeus'un sarayını zamanında. O dağlara siz de çıkın, siz de inletirsiniz ne sarayı olursa!... Zeus-Meus dinlemeden..

Gide gide vardık köye. Saat tutmamıştık ama aşağıdan buraya 12-13 kilometre kadar dedikleri yolu biz herhalde bir saatte falan gelmiştik. Köyde beni büyüleyen görüntü insanların Stadyumun ortasına evlerini inşa etmiş olmalarıydı. O kadar antik yer görmüştüm ama stadyumun içinde de hiç ev görmemiştim doğrusu. Köylülerle merhabalaştık. Konuştuk. Kadınların ekmek yapışlarını izledik. Devletin o eski taşları neden kullandırtmak istemediğine bir anlam veremediklerini öğrendik. O kadar korkutmuşlar ki hatta, üstünde keskin bir aletle iş yapmaya korkuyorlardı. Ama bazılarını da dibek taşı olarak kullanmaya devam ediyorlardı. Kızıyorlardı bir de. "Devletimiz bize şu taşlara verdiği değer kadar değer vermiyor!.." diyorlardı. Tiyatrosu da oldukça etkileyiciydi. Hem de taa tepelerde bir kent olmasına rağmen öyle sekiz dokuz bin kişilik tiyatrosu bayağı büyük sayılırdı.

Bir köyün yerleştiği yer bu kadar çok yüksekte olursa en büyük sıkıntıların başında da su gelirdi elbette. Eskiden bütün sularını elle taşırlarmış. Hem de nereden...taa Roma zamanından kalma su sarnıçlarından. Turgut Özal'ın yardımıyla su geldi köye kadar dediler. Ama tam anlamıyla sorunları da çözülmüş değildi henüz. Yardım eli uzatılması gerekiyordu.

Selge hakkında kitap ne de yoktu. Yanımızda John Freely'nin Companian Guide'ı vardı ama bilgiler yetersiz. Belli ki Büyük Usta Selge'ye hiç gitmemiş. Bir de Blue Guide .. o da yetersiz. Ama kim isterdi şimdi bilgiyi. Görüntüler yeterdi. Bu insanlar gerçek Selge'liydi. Taa eski zamanlara kadar inmekteydi kökleri. Onca yıl, onca yüzyıl geçmişti ama onlar atalarının yerleşim alanlarını hiç terketmemişlerdi. Gerçi taşınanlar olmuştu, hatta yurtdışına gidenler bile. Ama her zaman birileri yaşamaya devam etmişti Selge'de ve de ediyordu.

Derken zaman daralmaya başladı ve güneş de yavaş yavaş inmeye. Biz geri dönme planları yaparken kızların babası teklif ediverdi. " Bu saatten sonra ne yapacaksınız inip de aşağı. Kalın burda " dedi. Şaşırmıştık.. Kalalım kalmasına ama nerede? Bir evleri var iki göz odacık. Ne banyo var ne de tuvalet görünürde. Haa tuvalet var da dışarıda avlunun bi ucunda. Kapısı da yok. Biliyorlar evde birinin tuvalete gittiğini ve kimse oraya gitmiyor meşgulken. Herşey dökme suyla. Bizim arkadaş; "Sereriz yer yataklarını odalara, Sizler de serile serile yatarsınız". Çaresiz kabul ettik. Bu kadar misafirseverliğin hatırına biz de bir gece kalıverirdik.

Akşam olunca serinlik de iyice çöktü. Gündüzün sıcaklığından hiç eser kalmadı. Tam kabanlık hava oldu kısacası. Tadına doyum olmuyor böyle akşamların. Dışarda ocağımızı yaktık. Yemek üstüne serinlikte içilen çayın tadı bambaşkaydı doğrusu. Ve de sohbetin... O doyumsuz anlatımıyla kızların babasının... Geçimini tahta kaşık yaparak idare ediyormuş. Kızlar da oya dantel gibi şeyleri turistlere satarak para kazanıyorlarmış. Bir de köye kadar gelen turistlere soğuk sıcak içecekler ikram ederlermiş bahçelerinde. Kimi zaman yemek bile yaptıkları olurmuş turistler için. Rehberler bilirlermiş gruplarını nereye götüreceklerini. Kimse kimsenin turistine dokunmazmış. Herkes kendi nasibini yermiş anlayacağınız. (Ertesi gün bütün sülalemize yetecek kadar tahta kaşığa sahiptim artık)

O gece kızlardan ikisi de bizimle aynı odada kaldılar. Dört de biz ettik altı kişi aynı yerde. Yanlamasına serilen yataklara uzanıverdik hep birlikte. Bizim çocuklarla kaynaşınca gece de uzadıkça uzadı gençler için. Ben bu kadar rahat uyuduğumu çok az hatırlarım yazları. Her gittiğimiz yerde bi sıcaklık basardı ki burda ondan eser yok. Klimaların yapay serinliği değil bu... Doğal serinlik!... Olduğu gibi...Dağın serinliği, yüksekliğin serinliği... Mis gibi uykusuna da doyum olmuyordu doğrusu.

Sabah hayatta en çok sevdiğim şeyi yaptım: Hiç kimse uyanmadan, güneş doğmadan kalkmak ve etrafta gezinmek yavaş yavaş.. Doğayı hiç rahatsız etmemek istercesine. Bir türlü ayrılamıyordum stadyumdan... tiyatrodan.... Sütunlarına dokunuyordum.. Taşlarını okşuyordum yavaş yavaş.. Bir annenin çocuğunun başını okşadığı gibi.. Hiç incitmek istemez gibi..Daldım gittim eskilere, taa Büyük İskender'e kadar... O insanlar buralarda yerleşmişler ve herkese kafa tutmuşlardı. Dağları için... Ormanları için!.. Özgürlükleri için!... Yüzyıllar geçmişti... Nice uygarlıklar gelip geçmişti... Diller ve de dinler değişmişti!.. Ama değişmeyen bir tek şey vardı... Selgeliler dağlarını terketmemişlerdi. Hala da yaşamakta ısrar ediyorlardı. Ne vardı bu dağlarda onları çeken acaba? Onları buraya bağlayan neydi yüzlerce, binlerce yıl. Yoksa siz Serhan Güngör'ün yazısını okumadınız mı hala? Ne diyordu Serhan: Özledim Dağlarımı!... Siz de çıkın o dağlara!... Bakalım özler misiniz? Yoksa özlemez misiniz?... Siz de alın o dağların kokusunu bir kez!... Bakalım terkeder misiniz dağlarınızı?!...






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
Sitemizin 599644 ziyaretçisiniz.

www.yesilsutculer.tr.gg

Author: Melih // Category: Etkinlikler

Hosgeldiniz
www.yesilsutculer.tr.gg sitemize bugüne kadar 208668 ziyaretçi ulasmıstır umarız daha iyi olabiliriz, Biz sütcüler daha iyi tanıtıyoruz, çünkü bizim sitemizin muhabirlerimiz sizlersiniz, Biz daha iyisi olana kadar en iyisi biziz.

www.yesilsutculer.tr.gg

Author: admin // Category: Etkinlikler

Geleneksel 22. Dut ve Pekmez Şenlikleri bu yıl 9-10 Temmuz 2010 tarihlerinde ilçemizde düzenlenecektir.Tüm halkımız davetlidir.

20.SÜTCÜLER DUT VE PEKMEZ FESTİVALİ | http://www.yesilsutculer.tr.gg

Yeni yaptıgımız tasarım umarız hosunuza gitmiştir, daha iyi olmak için calısıyoruz. iyi seyirler.

Yeni yaptıgımız tasarım umarız hosunuza gitmiştir, daha iyi olmak için calısıyoruz. iyi seyirler

Sütcüler;, Sütcüler llçemize ait Özellikler- Tarihi ve Turistik Değerler

Sütcüler llçemize ait Özellikler- Tarihi ve Turistik Değerler

Sütcüler llçemize ait Özellikler- Tarihi ve Turistik Değerler: -Yıva (Bavlu), 1478-1501 tahrir kayıtlarında nahiye (zeamet), 1522 ve 1568 tahrir kayıtlarında kaza, Katip Çelebi'nin Cihannümasında ise kaza olarak görülmektedir. Bavulu şekline dönüşen isim, Cumhuriyet döneminde 1962 yılına kadar sürmüş, bu tarihte yerleşime dağ-dağlık anlamına gelen Cebel ismi verilmiştir. 1938 yılında, belde halkının büyük şehirlerde sütçülük yapmaları üzerine ismi Sütçüler olarak değiştirilmiş ve Eğirdir'e bağlı bir nahiye iken ilçe statüsü verilmiştir. * Adada Antik Kent ( Sağrak Köyü Zengi Mevkii),Kocaköy (PEDNELİSSOS) Kesme Kasabası,Mağara (Aşağı yaylabel Köyü civarı),Kurşunlu Harabeleri (Kasımlar-Karadutlar Mevkii),Seferağa Camii (Sütçüler Merkez),Asar Kalesi Kalıntıları (Hacıaliler Köyü Çağıllıpınar Mevkii),Sığırlık Kalesi Kalıntıları (Yeşilyurt Köyü),Sur Kalıntıları (Sütçüler Merkez Taşkapı Mevkii),Kitabe (Belen Mahallesi),Mağara ve Sarnıçlar (Beydilli Köyü) Su Yolu Kalıntıları (Gürleyik-Tota-Zengi arası), Melikler Kalesi (Melikler Köyü Bahçe Mevkii),Mağara (Karadağ),İnsuyu-Yeraltı Suyu (Bekirağalar Köyü),Mağara (Selimler Sarıtaş Köyü),Şeyh Muslihittin Türbesi (Şeyhler Türbesi),Yazılıkaya Kanyonu, (Sütçüler-Çandır arası),Karacaören Barajı (Çandır Köyü),Küçüksu Alabalık Tesisi (Yeşilyurt Köyü),İçmeler (Kasımlar yolu Tota Mevkii),Köprüçay Kanyonu (Kasımlar-Manavgat arası) Sütçüler Dut Pekmezi festivali her yıl Temmuz ayı içerisinde yapılmaktadır. .

Sütcüler yazısı, Sütcüler ile ilgili, Sütcüler tezi

Isparta ilinin güneyinde bulunan Sütçüler ilçesi, çok daglık, arazinin egim degerleri yüksek ve ormanlık bir alandır. Arazinin bu yapısı nüfus ve yerlesmeyi sekillendirmis, yörede az nüfuslu küçük köy ve bu köylere baglı mahallelerin olusumuna ortam hazırlamıstır. Bir köy merkezine baglı bulunan mahalleler, bazen sadece birkaç ailenin yasadıgı üç bes ev ve eklentisinden meydana gelmekte, bazen de baglı oldugu köyden daha fazla nüfusa sahip olabilmektedir. Bu kır yerlesmelerinde tarım, hayvancılık, balıkçılık, arıcılık, orman isçiligi gibi ekonomik faaliyetler sürdürülmektedir. Ancak bu kır yerlesmelerinin dagınık, az nüfuslu ve ekonomik gelir düzeyinin çok düsük olmasından dolayı, Sütçüler kırsalından, basta Isparta sehrine olmak üzere göç olayı yasanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yerlesme, Dagınık yerlesme, Mahalle,Tarım, Hayvancılık.

ABSTRACT Sütçüler district located in Southern Isparta is an area which is very mountainous, high slopes values of the lands and woodland. This structure of the land shaped the settlement, and it created an environment to exist a less populated villages and district attached to the villages. The districts attached a village centre some time take place three or five houses where a few family are living in. However, sometimes it might have much population than the village that it is attached. Economic activities of this rural settlement carried out in these fields such as, fishing, cattleman, occupation of mountain, beekeeping. Because of being less populated and very low standard of living in these rural settlements, peoples migrate from rural settlement of Sütçüler to Isparta City. Low standard of transportation makes the education, health services difficult. Key Words; Settlement, scattered settlement, district, agriculture, animal husbandry.

  • SÜTÇÜLER’İN BASLICA COGRAFİ ÖZELLİKLERİ
  • KIR YERLESMELERİNİN BASLICA ÖZELLİKLERİ
  • Sütçüler’de Köylerin Rakım Degerleri

Sütçüler ilçesi, Isparta ilinin güneyinde yer almaktadır. Dogusunda Konya iline baglı Beysehir ve Derebucak, kuzey ve kuzeybatısında Egirdir ilçesi, güneyinde Antalya iline baglı Serik ve Manavgat ilçeleri, batısında Burdur ilinin Bucak ilçesi ile çevrilidir (Sekil-1). Yaklasık 128.800 hektar alanı ile Isparta ilinin, hemen hemen % 14’ünü içerirr. Kapladıgı alan itibarıyla Isparta’nın büyük ilçelerinden birisidir. Arazisinin denizden yüksekligi, 250 ile 2500 m arasında degismektedir. Batı Torosların güneybatı, kuzeydogu ve güneydogu dogrultusunda sıkısarak birbiri içine girmesinden meydana gelen üçgen içinde yer alması nedeniyle, Sütçüler’in tamamı daglık bir alan içerisinde bulunmaktadır. İçinde bulundugu fiziki ortamın sonucu topografik yapısı kısa mesafeler içinde degisen, engebeli alanların genis yer kapladıgı Sütçüler’de düz arazi çok azdır. İlçe’de düzlükler genelde plato görünümündedir ve dagların yüksek yerlerinde bulunmaktadır. Sütçüler’de arazinin topografik yapısı ve bitki örtüsü, nüfus ve yerlesmeyi de etkilemistir. Alanının büyüklügünün aksine, Sütçüler az nüfuslu bir ilçedir.