© Sütçüler'e Ayrıntılı Bir Bakış

53.Isparta ilimizin tarihçesi ve baslıca turizm yerlerimiz...

HTML Editor Sample Page

Isparta ilimizin tarihçesi ve baslıca turizm yerlerimiz...


 

 
 

BİZ TARİHİMİZİ EN DOĞAL SEKİLDE KORUYAN SINIRLI İLLEDENİZ, NE MUTLU ISPARTA

Isparta Adının Kaynağı

Bugünkü Isparta’nın yerinde ya da yakınlarında ilkçağda Baris adlı bir kentin olduğu ve Isparta adının Baris isminden geldiği düşünülmekte idi. Şehir ve civarında yapılan araştırmalarda herhangi bir kent kalıntısı olmadığı tespit edilmiştir. 1948 yılında L. Robert, bulduğu bir yazıtla bu antik kentin Keçiborlu-Kılıç Kasabası yakınında Fari’de olduğunu belirtmiştir. Isparta adının ilkçağdaki kökeni olarak Saporda adı üzerinde durulmaktadır. Polybiosda’ki (V.72) bir metinde “Aynı yılın yazında, Selgelilerce kuşatılan ve zaptedilmek tehlikesiyle karşılaşan Pednelissos’un halkı Seleukos Prensi Akhaios’a ulak gönderip yardım istedi. Bu isteğin hemen kabul edilmesi üzerine Pednalissoslular yardım gelecek umuduyla yüreklendiklerinden, kuşatmaya inatla direnir oldular; Akhaiosda seferin komutanlığına Garyeris’i atayarak, onunla birlikte 6.000 yaya ve 500 atlıyı yardıma gönderdi. Selge’liler bu kuvvetin geldiğini duyunca askerlerinin çoğuyla ‘Basamaklar’ denilen yerdeki geçidi tuttular. Saporda'ya giriş onların denetimindeydi ve tüm geçit verebilecek diğer yerleri geçilmez hale getirmişlerdi” yazmaktadır. Selge güney Pisidia’dadır. Pednelissos’un yeri kesin olarak tespit edilmiş olmamakla birlikte Selge civarındaki kentlerden birisi olduğu düşünülmektedir. Sardes (Salihli)de üstlenen Seleukos Prensi Akhaios bölgeye göndereceği yardım için Eumenia (Çivril), Apameia (Dinar), Isparta, Çandır yolunu kullanmış olmalıdır. Bu durumda “Saportaya giriş onların denetimindeydi” derken sözü edilen geçidin şimdiki Isparta civarında olabileceği ileri sürülmektedir. XIV. yüzyıl Arap kaynaklarında ilin bugün bulunduğu yöre Saparta olarak anılmakta, Isparta adının bu sözcükten geldiği sanılmaktadır.

Tarih Öncesi Dönem

Isparta Akdeniz, Ege ve İç Anadolu Bölgeleri arasında önemli bir coğrafi noktadadır. Tarih boyunca sürekli yerleşim gören “Göller Bölgesi” Pisidia olarak adlandırılmıştır. Bölge güneyden Toros Dağları, kuzeyden Acı Göl ve Burdur Gölü arasından geçen Söğüt Dağlarının uzantıları ve Sultan Dağları ile çevrelenmiştir. Doğu sınırı Beyşehir Gölü’nün batısından ve güneydoğu köşesinden Manavgat Çayı’nın ortasına kadar olan yeri kaplar.

Bölgeye ilk yerleşimlerin tarihi Üst Paleolitik (MÖ 35.000-10.000) ve Mezolitik (MÖ 10.000-8.000) dönemlere iner. 1944 yılında Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu ve ekibi tarafından kazısı yapılan ilk Paleolitik merkez Senirce ve Bozanönü yakınında Bozanönü istasyonunun kuzeyinde bulunan tabii mağaralardan Kapalıin’de tespit edilmiştir. Aynı ekip tarafından Baladız ve İğdecik Köyü arasında tren yolu açılırken ortaya çıkan kum tepeciğinde yapılan kazıda Mezolitik bir merkez ortaya çıkmıştır. Bu çalışmalar Isparta il sınırları içindeki en erken yerleşimlerdir. Neolitik Dönemde (MÖ 8.000-5.500) bölge Anadolu’nun en önemli kültür bölgeleri arasındadır. Burdur İlindeki Hacılar, Kuruçay ve Bademağacı höyükleri bu yerleşmelerin en fazla bilinenleri arasındadır. Isparta İl sınırları içinde Neolitik malzeme veren Örenköy Höyük (Örenköy), Yeniköy Höyük ve Teknepınar Höyükleri (Sücüllü) olmakla birlikte yeni yapılacak araştırmalarla bu sayının artacağı muhakkaktır. Kalkolitik Çağda da (MÖ 5500-3000) bölge önemini sürdürmüştür. İl sınırları içinde 12 höyükte Kalkolitik Dönem malzemesi bulunmuştur. Tunç Çağ (MÖ 3000-1200) yerleşiminin bol olduğu Isparta ilinde Neolitik ve Kalkolitik yerleşimlerinde üzerinde olduğu toplam 56 adet höyük tespit edilmiştir. Tüm höyüklerde Tunç Çağ yerleşimi bulunmaktadır.

Tarihi Dönem

Hitit Döneminde (MÖ 1800-1200) metinlerde bölgenin adı “Pitaşşa” olarak geçmektedir. Çeşitli kaynaklarda farklı yerlerde gösterilen Arzava Ülkesinin muhtemelen klasik çağlardaki Pamphilya ve Pisidia bölgesi sınırları üzerinde yeralmış olabileceği düşünülmektedir. Hititlerin siyasi bir güç olarak ortaya çıkmalarından sonra Arzava konfederasyonunu oluşturan krallıklarla sürekli çekişme içinde olunmuştur. Hitit döneminde Arzava adı verilen bölge olduğu ileri sürülen Pisidia toprakları hiçbir zaman tam olarak Hitit egemenliği altına girmemiştir.



Hitit Devletinin yıkılması ile Friglerin Anadolu’da MÖ 750 yılında bir devlet olarak ortaya çıktığı zamana kadar geçen dönem karanlıktır. Friglerin güneydoğudaki hakimiyet sahasının sınırı; Yarışlı Gölü ve Düver arasında Frig seramiği bulunması, göl içinde küçük adada Frig iskanının tespiti bu kesimde Frig yerleşiminin varlığını kanıtlamaktadır. Fakat Friglerin yayılım alanının doğusunda kalan Pisidia bölgesini egemenlikleri altına alıp almadıkları ve bu bölgeyle olan ilişkileri bilinmemektedir.



MÖ 695 yılında Kimmerler tarafından yıkılan Frig Devleti yerine Lidyalılar, Batı Anadolu Bölgesinde büyük bir devlet kurmuşlardır. Mermnad sülalesinden Kral Kroisos (MÖ 561-547) zamanında en geniş şeklini alan Lidya sınırlarını Herodotus’dan öğreniyoruz. Herodotus Kroisos’un Likya ve Kilikyalılar dışında Halys’in (Kızılırmak) batısındaki tüm kavimleri hakimiyeti altına aldığını yazmaktadır. Pisidia bölgesinde Lidya hakimiyetine işaret edecek herhangi bir arkeolojik delil bulunmamaktadır. Muhtemelen Lidya Devleti Pisidia bölgesini siyasi olarak kapsamış olmalıdır.





MÖ 547 yılında Sardesi alarak Lidya Devletini yıkan Persler, MÖ 334 yılına kadar Anadolu’ya hakim olmuş ve Lydia Devleti egemenliğindeki toprakları kontrolleri altına almışlarıdır. Pisidia bölgesi de bu dönemde Pers egemenliğine girmiştir. Tarihi kaynaklarda Pisidia adına ilk kez MÖ 5. yüzyıl sonunda rastlanır. Batı Anadolu satrabı Genç Kyros Ağabeyi Pers Kralı II. Artakserkses’e (MÖ 405-359) karşı yapacağı seferin hazırlıklarını gizlemek için Phrigia’ya yağma akınları düzenleyen Pisidialılara karşı ceza seferi hazırlıkları içinde olduğunu bildirmiştir. Bu tarihi vesikalar içinde olan ilk Pisidialılar adıdır.

Pisidia topraklarına girmeyerek kuzeyinden geçen Kyros’un ordusu MÖ 401 yılında Kunaksada yapılan savaşta Artakserkses II’ye yenilmiştir. Bu savaşla Anadolu’daki Pers egemenliği sarsılmıştır. Bağımsızlıklarını elde etmek isteyen Pers Valileri ve Mısır, Kıbrıs ve Anadolu’nun bazı bölgeleri ayaklanmalara katılmışlardır. Pers Kralı Artakserkses II’nin MÖ 386 yılında Greklerle yaptığı Antialkidas Antlaşması sırasında Mısır’da XXIX. sülale firavunlarından Akoris (MÖ 393-380) isyana teşebbüs etmek isteyen Karya satrabı Hekatomnos ve isyan halinde bulunan Kıbrıs Kralı I Euagoras’a her türlü Pisidialılarla bir antlaşma yapmıştır. Bu antlaşma dahilinde ayaklanmaya Pisidialıların da katıldığı bilinmektedir. MÖ 334 yılında Anadolu’ya giren Büyük İskender’in egemenliğine geçen bölge MÖ 323 yılından ölümüne kadar bu durumunu sürdürmüştür. Büyük İskender’in MÖ 323 yılında Babil’de ölmesinin arkasından, halefleri Seleukos ve Lysimakhos arasında MÖ 281 yılında yapılan Kurupedion Savaşında Seleukos’un savaşı kazanmasıyla Anadolu’nun tamamı Suriyeli sülaleye geçmiştir. Bu dönemde Pisidya bölgesinde Seleukoslar tarafından Seleukeia Sidera (Atabey-Bayat), Apollonia (Uluborlu), Antiokheia (Yalvaç) kentleri kurulmuştur. Seleukos Kralı Büyük Antiokhos’un Manisa yöresinde L. Cornelius Scipio komutasındaki Roma ordusuna yenilmesiyle Apameia Görüşmeleri (MÖ 190-188) sonucunda Seleukoslar Anadolu’da Toroslara kadar olan tüm topraklarını kaybetmiş ve bu topraklar Romalılarca Bergama ve Rodoslular arasında paylaştırılmıştır. Pisidia bölgesi bu tarihten sonra Bergamalıların egemenliğine geçmiş, Attalos III’ün MÖ 133 yılından ölümüne kadar Bergama krallığına bağlı kalmıştır. Kralın vasiyeti üzerine Pisidia bölgesinin de içinde bulunduğu topraklar Roma’ya bırakılmıştır. Bu olay aynı zamanda Anadolu’daki Roma egemenliğinin başlangıcı olmuştur. Aynı yıl Bergama’da krallığın el değiştirmesi ile ilgili çıkan ayaklanma MÖ 130 yılında Romalı komutan M. Perperna ve müttefikleri tarafından bastırılmıştır. MÖ 129 yılında Asia Eyaleti kurulmuş ve Pisidia bölgesi bu eyaletin içine alınmayarak, muhtemelen Bergama isyanının bastırılmasında yardımcı olan ve bu esnada ölen Kappadokya Kralı Ariarathes V’in çocuklarına verilmiş olmalıdır.



Bölge, MÖ 102 yılında M. Antonius tarafından korsanların merkezini oluşturan Kilikia Eyaleti içine alınmış ve MÖ 49 yılına kadar ismen de olsa Kilikia eyaleti İçinde kalmıştır. Daha sonra Asia Eyaletine bağlanmıştır. Galat Kralı Amyntas, Antonius tarafından Pisidia ve çevresinde Roma idarecilerinin kuramadığı otoriteyi kurması için MÖ 39 yılında bölgeye kral olarak atanmış ve MÖ 25 yılında öldürülünceye kadar görevini sürdürmüştür. Amyntas’ın ölümüyle krallığın toprakları Roma İmparatoru Augustus (MÖ 27-MS 14) tarafından Galatia Eyaleti haline getirilmiştir. Bu eyaletin sınırları zaman içinde değişmiş olsa da Pisidia bölgesi içinde kalmıştır.

Pisidia bölgesinde özellikle İmparator Augustus döneminde Roma egemenliğinin simgesi olan koloni kentleri kurulmuştur. Bunlar Antiokheia (Yalvaç), Kremna (Çamlık), Komoma (Ürkütlü), Olbasa (Belenli), Parlais (Barla)’dır.

Ispartada Turizm Bacasız fabrika olarak görülen iç ve dış turizm özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkenin önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Dünya ülkeleri turizmi canlandırabilmek için yüksek miktarda harcamalar yapmaktadırlar. Türkiye’mizin de dünya ve Avrupa turizm pazarından daha büyük paylar alabilmesi için küresel düşünüp, bölgesel davranması gerekmektedir. Bilindiği gibi kitle turizminde katılımcıların mutlu ve memnun ayrılmaları turizmin devamlılığı açısından önemlidir. Kitle turizminin yanı sıra ferdi turizm de göz ardı edilmemelidir. Her iki turizm çeşidinin de süreklilik açısından mastır planlarının iyi yapılması, hedef kitlelerinin iyi seçilmesi gereklidir.



Isparta doğal, kültürel, tarihi güzellik ve zenginlikler diyarıdır. İlin geçmişi, tarih öncesi devirlere kadar gitmektedir. Antik çağda “BARİS” ismini taşıyan ve başta Lidyalılar, Frigler, Persler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılara ait olmak üzere pek çok büyük uygarlığın izlerini taşır. Bu yoğun tarihi geçmiş, şehre zenginlik katmıştır. Cumhuriyet öncesinde Konya vilayetine bağlı “Hamidabad” adında bir livalık iken, 1923 yılında müstakil il olmuş ve “Isparta” adını almıştır. Göller ve güller diyarı Isparta Batı Akdeniz bölgesinde yer alır. Zengin bir flora ve faunaya sahiptir. Güller diyarı Isparta'da gül yetiştiriciliği gül endüstrisini geliştirmiştir. Gül yağı ve her türlü gül ürünleri iç pazarda tüketilmekte, ayrıca dünyanın her tarafına ihraç edilmektedir. Isparta yıllık 550 bin ton elma üretimi ile ülkenin en çok elma üreten ilidir. Geleneksel kültür ve el emeğiyle dokunan Isparta halıları haklı bir üne sahiptir. 35.000 üniversite öğrencisi Isparta'yı bir eğitim merkezine dönüştürmüştür. Sahip olduğu sağlık kuruluşları ve hastaneler Isparta’yı sağlık turizm merkezi haline getirmektedir. Sınırları içerisinde çok sayıda göl, milli park ve tabiat koruma alanı vardır. Eğirdir, Kovada ve Gölcük gölleri “altın üçgen” olarak adlandırılır. Isparta ili dünyada, sınırlarında en fazla göl ve gölet bulunan ildir.

 

     Eğirdir Gölü tahribata uğramamış ve henüz kirlenmemiş Türkiye'nin dördüncü büyük tatlı su gölüdür. Bu değer yapısı ile Eğirdir Gölü, göl-dağ turizmi açısından olduğu kadar balık avcılığı, su sporları ve rekreasyon imkanları ile bulunmaz bir yurt köşesidir. Bir çöküntü gölü olan Eğridir’e bilhassa etrafında bulunan çeşitli yükseklikteki dağlar da ilginç bir görünüm kazandırmaktadır. Göl ve çevresinde yamaç paraşütçülüğü, rüzgar sörfü, kamp-karavan turizmi, kuş gözlemciliği, trekking, canyoning, orienting yapılmaktadır. Eğirdir Gölü’nün suyu, tatlı su balıklarının yaşamasına elverişli olması amatör ve profesyonel balık avcılığı imkanını sağlamaktadır.



    Turizmde çok çeşitlilik arz eden Isparta, alternatif turizm dallarından mağara turizmi bakımından da büyük bir önem taşımaktadır. Özellikle son yıllarda dikkatlerin yoğunlaştığı mağara turizmi, ili turistik cazibe merkezi haline getirebilecek bir potansiyele sahiptir. Merkez ilçe, Yalvaç ve Eğirdir ilçeleri inanç turizmi açısından büyük önem arz etmektedir. Hz. İsa’nın 12 havarisinden olan St. Paul, St. Barnabas ve St. Yuanna Hristiyanlığı yaymak amacıyla Kıbrıs’ın Paf Limanı’ndan Attalia (Antalya)’ya geçmişlerdir. St. Yuanna’nın buradan tekrar Kudüs’e dönmek için ayrılmasından sonra St. Paul ve St. Barnabas Perge kenti üzerinden Gebiz ve Adada kentlerini izleyip, Yalvaç Psidia Antiochia’sına eski kral Yolu’nu izleyerek ulaşmışlardır. St. Paul Hristiyanlığın ilk resmi vaazını Yalvaç’ta şu anda kendi adını taşıyan eski Sinagog’da vermiştir.

 


     Doğal güzelliklere bürünmüş Isparta’nın da turizm pastasından payını alabilmesi için turistik değerlerinin envanter çalışmaları bir an önce geliştirilmeli ve bu konuda çalışacak sivil toplum örgütlerinin de faaliyete geçirilmesi gereklidir. Ülkemizin en önemli turizm bölgesi olan Antalya ilinin kuzeyinde bulunan Isparta ili sahip olduğu topografik yapısı, dağları, ırmakları, gülleri ve kanyonları ile ayrıca bu değerleri örten orman yapısı ile Antalya’nın arka bahçesi olarak sahip olduğu bu değerleri Antalya’ya gelen turistlere ve büyük şehirlerde oturan doğa severlere sunmaktadır. Isparta’daki turizmin daha iyi tanıtılabilmesi için Antalya turizmi ile entegrasyon çalışmaları yürütülmektedir.

Milli Parklarımız;
1. Kızıldağ Milli Parkı: Şarkikaraağaç ilçesine 5 km. mesafede 59600 ha.lık bir alanı kapsamaktadır. Isparta merkezine 120 km., Konya iline 150 km.dir. Parkın güneyinde Beyşehir Gölü olup, gölden esen güney rüzgarları Bebik Vadisi ile Yertutan mevkiden geçerek milli parka ulaşılmaktadır. Bu nedenle bol oksijenli temiz havası parkın cazibesini artırmıştır.



Yenişarbademli ilçesinde bulunan Dedegül Dağı, 2998 m. yüksekliği ile Orta Toroslar’ın en yüksek tepesi olup, yılın on bir ayı kar bulunur. Bu dağda bulunan Karagöl görülmeye değerdir. Dağ yürüyüşü, kamp, tırmanma için uygun yer ve imkanlar sunar.

Dağ evleri ve kamp sahaları bulunan milli parkta 1840 m. yükseklikteki Büyüksivri tepesine tırmanarak doğa yürüyüşü yapılabilir. Ayrıca temmuz ayının ikinci pazarında Kızıldağ Milli Parkı’nda düzenlenen “Helva Bayramı” görülmeye değerdir. Milli parkta kamp ve piknik imkanı bulunmaktadır. Mavi sedir ormanlarının bol oksijen üretimi nedeniyle Milli parkın temiz havası, solunum yolları rahatsızlığı bulunanlar için uygundur. Bu sebeple 1986 yılında 100 yataklı bir göğüs hastalıkları hastanesi temeli atılmış olup, inşaat devam etmektedir. Çadır ve karavanla konaklama yapılabilir. Ayrıca Milli Park içinde halka açık bungalowlar, yeme-içme tesisleri bulunmaktadır. 1988 yılında doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. Milli Parkın orman ağaçlarını başta sedir, ardıç, karaçam, köknar, meşe olmak üzere kavak, söğüt ve az miktarda ıhlamur oluşturur.

Kızıldağ Milli Parkı alt florası çok zengin bir tür yapısına sahip olup, sadece tıbbi ve aromatik bitki sayısı 80’in üzerindedir. Mevcut bitki örtüsünün %15’i endemik türlerdir.

Geçmiş yıllarda ayı, kurt, çakal, sırtlan, pars gibi memeli yırtıcıların yanında geyik, dağ keçisi gibi memeliler de yaşamıştır. Bugün ise tavşan, tilki, sansar, kurt, çakal, yaban domuzu ve kuş türlerinden kartal, akbaba, şahin, doğan, atmaca, baykuş türleri gibi yırtıcılar; keklik, ardıç kuşu, üveyik, kaya güvercini gibi kuşlar ile yaklaşık 181 su kuşu türü bulunmaktadır.

2. Kovada Gölü Milli Parkı: Benzersiz flora zenginliği ve yaban hayatı çeşitliliğinin yanı sıra, açık havada dinlenme ve eğlenme imkanları bakımından büyük potansiyele sahip olması, doğal kaynakların ender bir peyzaj bütünlüğü içinde bir araya gelmesi, Kovada Gölü ve çevresini milli park yapmaya yetmiştir. 6534 hektar büyüklüğündeki saha, 1970 yılında milli park olarak ilan edilmiş olup, 1992 yılında l. derece doğal sit alanı olarak ilan edilmiştir. Kovada Gölü Milli Park sahasının en önemli özelliği regreasyonel kullanıma müsait olan doğal kaynaklarıdır. 9 km. genişliğinde ve oldukça sığ olan gölün çevresi 20,6 km.dir. Derinliği ise 6-7 metreye kadar iner. Suda bulunan ve göle yeşil renk veren tortular 1,5 m. derinlikten sonrasının görülmesine engel olurlar. Gölün deniz seviyesinden yükseltisi 900 m.dir. Yörenin oluşumunu sağlayan karst morfolojisi, bakir doğanın araştırılması, kampçılık, yürüyüş, manzara seyretme ve tırmanma ziyaretçilerin katılacağı başlıca uğraşlardır



Zengin bir bitki örtüsüne sahip milli park; kızılçam, karaçam, saplı-sapsız-saçlı meşeler, pırnal meşesi, kokar ağaç ve ardıç gibi ağaç türleri ile hayıt, sandal kocayemiş, kocayemiş, funda, çitlembik, yabani zeytin, akçakesme, mersin, menengiç, boyacı sumağı, muşmula, alıç, dağ muşmulası, böğürtlen, yabani gül, defne, tesbih ağacı, karaçalı, kördiken gibi maki florasının çalıları ile kaplanmıştır.

Kovada Gölü'nde sazan, kadife ve tatlı su levreği, tatlı su ıstakozu bulunur. Bunun yanı sıra düzensiz ve yasadışı avlanmalar, yaban hayatı çok çeşitli ve zengin olabilecek bu yöreyi de kurutmuştur. Kovada çevresinde en çok bulunan yaban hayvanları, yaban domuzu, sansar, porsuk, tilki, tavşan ve ağaç sincabıdır. Kovada Gölünde 153 tür su kuşu tespit edilmiştir. Kuşlardan yaban ördeği, kaz, angut, keklik ve çulluk mevsimlere göre milli parkta rastlanan belli başlı türlerdir.
Tabiat Parklarımız;
1. Gölcük Tabiat Parkı: Merkez ilçenin güney batısındaki 1380 m. rakımlı alan ve çevresi yeni yetiştirilmiş ağaçlarla kaplı bir krater gölü olan Gölcük, şehir merkezine 12 km. uzaklıktadır. Asfalt yolla ulaşım imkanı bulunur. Gölün etrafı 150-300 m.yi bulan volkanik küllü tepelerle çevrilidir. Daireyi andıran gölün çapı 1500 m. derinliği yer yer 32 metreyi bulur. Göl kıyısında piknik için tüm alt yapı tesisleri mevcuttur. Bir restaurant binası ve bir de kır gazinosu bulunmaktadır. Gölcük gölü ve çevresi 1998 yılında Turizm Bakanlığınca turizm merkezi ilan edilmiştir.



Gölcük Tabiat Parkı’nda kızılçam, karaçam, meşe, sedir, akasya, akçakesme ve diğer maki türü bitkiler ile tavşan, tilki, sincap, kaplumbağa, yılan ve çeşitli kuş türleri bulunmaktadır.

2. Yazılı Kanyon Tabiat Parkı: Sütçüler ilçesine 10 km. uzaklıkta olup, 600 ha. bir alanı kapsamaktadır. Park adını veren kanyonun derinliği 100 ile 400 m.dir. Zengin bitki örtüsü, yaban hayatı ve seyrine doyum olmayan doğal güzellikleri vardır. Tarihi “Kral Yolu”nun da geçtiği kanyon tapınak ve kaya yazıtları ile tarihi önem arz etmektedir. Kanyonun içinde ikinci köprünün sağında tahrip edilmiş olan yazıt Antalya Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu üyesi Prof. Dr. Sencer Şahin tarafından çözülmüş ve Isparta Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Başmühendisliği’nin girişimi ve katkısı ile bu yazıtın karşısına Türkçe ve İngilizce tercümesi asılmıştır. Aziz Paul, Perge'den Pisidia Antiocheia'ya giderken bu kanyondan geçmiştir.

Yazılı Kanyon Tabiat Parkı’nda kızılçam, kızılağaç, saçlımeşe, çınar, ardıç, ceviz, pırnal meşesi, keçiboynuzu, akça kesme, defne, zeytin, sandal, sakız, tesbih, mersin, alıç, karaçalı, laden, katırtırnağı, zakkum, yaban gülü, sarmaşık, eğrelti gibi bitki türleri ile domuz, yaban keçisi, tilki, porsuk, su samuru, tavşan, sincap, kartal, kızıl akbaba, doğan, güvercin, üveyik, keklik gibi yabani hayvanlar bulunmaktadır.



Yazılı Kanyon Tabiat Park alanında önemli kanyonlar bulunmaktadır. Pek çok araştırmacının ve meraklıların bu kanyonu görmek üzere yöreye helikopterle geldikleri bilinmektedir. Trafiğe açık olan Antalya-Isparta Dereboğazı Karayolu ile Antalya yöresinde yer alan turistik tesislerden bu alanlara ulaşılması 1,5 saatlik bir süreye inmiştir. Bu bölgede nehir turizmi (rafting) yapmakta mümkündür.



Çandır (Aksu'nun bir kolu) Vadisinde Yazılı Kanyon (Isparta) Kaya Yazıtı

(Hür insan üzerine şiir)>
Ey yolcu, yol hazırlığını yap ve koyul yola; şunu bilerek :
Hür kişi sadece karakterinde hür olan kişidir
Kişi hürriyetinin ölçüsü bizzat kendi doğasında bulunur
Ve kararında içtenlikliyse hür kişi ,
Yüreğinde ise dürüstlüğü, işte bunlar asil yapar kişiyi
Ve bununla yücelir hür kişi hatalarla değil.
Ana-babadan gelen uydurma bir asaletten tad almaz o :
Zira ana-baba değildir hür insanı doğuran
Zeus'tur herkese ata olan ve de tek kök insanoğluna
Herkesin tek şansı vardır. O alır kader icabı beden güzelliğini
Budur soy güzelliği ve hür olma hali gerçek anlamda.
Ruhen köle olan ise sakınmaz kötü sözden, katmerli köle de olsa
Aşırılıktır şiarı bu kişinin, yüreğinde soysuzluk vardır
Ey yolcu, Epiktetos köle bir anadan doğmuştu, ama
Yüceydi herkesten, bir kartal gibi: bilgelikte ise takdire şayandı ruhu
Söylemem gerekirse, tanrısal bir varlık doğurdu onu. Keşke şimdi de (bu mümkün olsa)
Böylesine yararlı ve sevinç kaynağı bir insan
Tüm ünlü kişiler arasında köle bir anadan dünyaya geldi.


“Epiktetos (Epikirus) : İ.S 50 - 138 yılları arasında Hierapolis’te doğup Yunanistan’ın Epirus bölgesinde ölen ünlü filozof olup, bir köle olarak Roma’ya götürülmüş orada azad edilmiştir. Tanrının birliğine, tüm insanların aynı ve tek tanrıdan geldiğine inanan bir düşünür idi.”
Tabiat Koruma Alanları
1. Kasnak Meşesi Tabiat Koruma Alanı: Isparta İli, Eğirdir İlçesi, Yukarı Gökdere Köyü hudutları içerisinde bulunan Kasnak Meşesi Ormanı 1987 yılında tabiatı koruma alanı ilan edilmiştir. 1300 hektar alanı kaplayan kasnak meşesi ormanı, Isparta il merkezine 57 km., Eğirdir ilçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Yüksekliği ise 1300-1848 m. arasındadır.

Koruma alanı içerisinde 218 bitki türü tespit edilmiştir. Yörede kasnak meşesi, saçlı meşesi, Makedonya meşesi, mazı meşesi, Lübnan sediri, karaçam, kızılçam, Toros köknarı, Kakar ardıcı, boylu ardıcı, çınar yapraklı akçaağaç, akçaağaç, çiçekli dişbudak, sivri meyveli dişbudak gibi ağaçlar ile tilki, porsuk, sansar, kurt, yaban domuzu ve sincap gibi yaban hayvanları bulunmaktadır.



Kasnak meşesi, küçük grup ve kümeler halinde bulunur. Toprağın derin olduğu ve çukur alanlarda en iyi gelişmeyi gösterir. 25-30 m. boy ve 1.6 m. kadar çapa ulaşmaktadır. Kasnak meşesi, akmeşe grubuna dahil olup, sadece Türkiye'de yetişen bir türdür. Düzgün gövdesiyle kaplamacılıkta ve parkecilikte kullanılmaktadır. Yıllar önce bu ağaç fıçı ve esnek malzeme yapımında kullanıldığı için yöre halkı tarafından kasnak meşesi adıyla anılmıştır.

2. Sığla Ormanı Tabiatı Koruma Alanı: Sütçüler ilçesi hudutları içerisinde yer alan Sığla Ormanı, ülkemizde bulunan nadir ve tehlikeye maruz endemik bir türdür. Sığla ağacının en elit ve izole yayılışının yaptığı eşsiz ekosistem özelliğinden dolayı 1987 tarihinde tabiatı koruma alanı olarak ilan edilmiştir. Alan 88,5 ha.lık bir alanı kaplamaktadır. Sahada sığla, kızılçam, saçlımeşe, kızılağaç, çınar gibi ağaçlar ile dağ keçisi, sincap ile sürüngenler, amfiba türleri ve çok sayıda yengeç bulunur.
 
Tabiat Anıtları
1. Barla Sedir Tabiat Anıtı: Senirkent ilçesi sınırları içerisindedir. Isparta iline 72 km., Senirkent ilçesine 32 km. mesafede olup, 320 yaşında, 15 m. boyunda olup; 1,9 m. çapında ve 5,7 m. çevre genişliğine sahiptir. 1994 tarihinde tabiat anıtı olarak ilan edilmiştir.

2. Söğüt Yaylası Ulu Ardıç Tabiat Anıtı: Sütçüler ilçesi , Çandır köyü dahilinde yer alan ağaç 1000 yaşında, 27m. boyunda, 2,5 m çapında ve 7,85 m. çevre genişliğindedir. 1999 tarihinde tabiat anıtı olarak ilan edilmiştir.



3. Çatalçam Tabiat Anıtı: Sütçüler ilçesi, Belence köyü hudutları dahilinde yer alan ağaç 650-700 yaşlarında 22 m. boyunda; 1,88 m. çapında, 5,90 m. çevre genişliğindedir. 1995 tarihinde tabiat anıtı olarak ilan edilmiştir.



Isparta İlindeki Anıt Ağaçlar: Isparta il sınırları içinde; Isparta Merkez, Atabey, Eğirdir, Senirkent, Sütçüler, Şarkikaraağaç, Uluborlu, Yalvaç ve Yenişarbademli ilçelerinde, 27'si iğne yapraklı 57'si geniş yapraklı olmak üzere toplam 84 adet anıt ağaç tespit edilmiştir (Çizelge 1). Kültür ve Orman Bakanlığı kayıtlarına göre, bu ağaçlardan 18 adedinin tescili yapılmış bulunmaktadır. Şarkikarağaç ilçesi Sindel Yaylası mevkiinde bulunan 13 ağacın tescili ise, Sindel Yaylası, Kültür Bakanlığınca "1. Derece Doğal Sit Alanı" olarak ilan edildiği için yapılmamıştır. Diğer ağaçların tescil işlemleri devam etmektedir. Türkiye'nin en uzun boylu Anadolu kestanesi, kasnak meşesi ve boylu ardıcı, en uzun ikinci Anadolu karaçamı; Göller Bölgesi'nin en yaşlı Toros sediri, Anadolu karaçamı, Anadolu kestanesi, kokulu ardıcı, boylu ardıcı ve doğu çınarı; Göller Bölgesi'nin en kalın doğu çınarı, kasnak meşesi, Anadolu kestanesi ve büyük yapraklı ıhlamuru Isparta il sınırları içinde yaşamaktadır.
Kanyonlar
1. Köprüçayı Kanyonu: Köprüçay Isparta’ya bağlı Aksu İlçesinin yaklaşık 8 km kuzeyinde yer alan Anamas Dağları’nın güney yamacından doğar ve bölgede küçük bir dere niteliğindedir. Bu küçük dere Sorgun Yaylası’na ulaştığında Anamas Dağları’nın haşin topoğrafyasından kurtulmanın rehaveti ve rahatlığı ile salınarak, menderesler çizer. 4 km’lik Sorgun Yaylası’nı geçtikten sonra güneye yönelir ve Aksu kaynağının sularını da kendisine katarak, Zindan Boğazı’na girer. Bu alanda derinliği yüzeyden 200-300 m’ye ulaşan, içerisinde doğal ve suni alabalıkların oynaştığı ve ulaşmak istediği yere bir an önce varma telaşı içinde delice coşan, şelaleler oluşturan bir çaydır. Derenin buradaki adına Aksu Çayı denilmektedir. Zindan Boğazı güneyde Aksu ve Yılanlı Ovası’na açılır. Burada kanyonun suları ovanın şah ve kılcal damarlarını oluşturur, ovadaki binbir türlü yeşilliğe can veren hayat suyuna dönüşür.



Aksu Çayı, Aksu ve Yılanlı Ovaları’nı suladıktan sonra kendisine yeniden bir çeki düzen vererek, üzerindeki çam ormanı yeşiliyle uyumluluk gösteren yeşil kayalar (serpantinit) içinde bir vadi oluşturur. Aksu Çayı, Ayvalıpınar Kasabasından sonra güney-doğuya yönelir ve Ayvalı Çayı adını alarak, Belence Boğazı’na girer. Belence Boğazının içinde birkaç yan dere ile Başak Dere’nin de suyunu alan Ayvalı Çayı, biraz daha güçlenerek güneye Kasımlar’a doğru yönelir. Kasımlar’ın doğusunda Kartoz Çayı’yla birleşir ve buradan sonra adı artık Köprüçay Irmağı’dır. Kartoz Çayı’nın da desteğini alan Ayvalı Çayı, kalın kireçtaşlarını delmeye hazır bir potansiyel oluşturur. Bu nehir Kasımlar’ın güneyinden başlayarak Değirmenözü Köyü’ne kadar (12 km) sadece kireçtaşları içinde devam eder. Bu kesimde kendisinden 200-300 m. yüksekliğe ulaşan dar bir kanyon oluşturur. Kanyon boyunca kanyonun iki tarafındaki yüksek kayalar yer yer birbirlerine yaklaşmakta ve yöre halkı tarafından kayalara “Öpüşen Kaya” ismi verilmektedir.

Nehir, Değirmenözü Köyü’nün güneybatısında bir menderes yaparak, tekrar güneye yönelmekte ve ikinci kanyona girmektedir. Bu kanyonun uzunluğu 1,5 km.dir. Bu kısa kanyondan sonra nehir kıvrımlar çizerek, adacıklar oluşturur, Çaltepe güneyine kadar; yaklaşık 15-20 km, yöre halkının “Uyuyan Su” dedikleri durgun su şeklinde akar. Çaltepe güneyinden tekrar karbonatlı kayaçlar içerisine giren su Oluk Köprü’ye kadar dar ve derin bir kanyon daha oluşturur. Bu kanyonun haritadaki uzunluğu 15 km.den daha fazladır. Çevre köylülerinin anlattığına göre bu kesimde 60 m.ye varan şelaleler (uçan su) ve zaman zaman nehirin kayalar altında kaybolduğu alanlar (yiten su) olduğu belirtilmektedir. Köprüçay Antalya Serik yakınlarında Akdeniz’e dökülmektedir.



2. Yazılı Kanyon: Kanyon, Sütçüler ilçesinin güneybatısında bulunur. Değirmendere Çayı vadisi içinden geçerek Karacaören Baraj Gölü’ne dökülür. Yaklaşık uzunluğu 10 km.dir. Jeolojik olarak Kretase yaşlı kalın kireçtaşlarında oluşan kırıklar boyunca gelişen karstlaşma (erime) söz konusu kanyonun oluşmasına neden olmuştur. Sürekli olarak akan Değirmendere Çayı, kanyon içinde irili ufaklı bir çok cepler (kazanlar) oluşturmuştur. Kanyonun yan duvarlarında oluşan karstik boşluklarda (inlerde) ibadet yapılan bölümler ve yazılar vardır. Bu yazıtlardan dolayı kanyona “Yazılı Kanyon” denilmektedir. Söz konusu tarihi kalıntıların Bizans dönemine ait olduğu bilinmektedir. Yazılı kanyon tarihi ve doğal güzellikleri nedeniyle yörenin eşsiz bir köşesidir. Eğirdir ilçesinden buraya kadar turlar düzenlenmektedir.

Diğer Doğal Güzellikler ve Mesire Yerleri
Ayazmana Mesireliği: Ayazmana mesire yeri Merkez ilçenin 2 km. güneydoğusunda olup, ilçeye asfalt bir yolla bağlıdır. Soğuk suları ile dinlenme yeri kestane ağaçlarıyla kaplıdır. Piknik için tüm altyapı düzenlemeleri yapılmıştır.



Milas Mesireliği: Merkez ilçeye 10 km.lik bir asfalt yolla bağlı olan mesirelik soğuk suları ve doğal güzellikleri ile ünlüdür.



Kirazlıdere Mesireliği: Hisartepe yamaçlarında, Isparta'yı kuşbakışı gören, etrafı bağ ve bahçelerle kaplı ve lokantası bulunan bir dinlenme yeridir. Özellikle yaz aylarında panoramik bir görüntüye sahiptir.



Eğirdir Gölü: Isparta il hudutları içinde olduğu kadar Göller Bölgesi’nin de en önemli göllerinden birisidir. 517 km2 yüzölçümü ile Türkiye'nin 4. büyük gölüdür. Kuzey-güney uzunluğu 50 km. doğu-batı genişliği 3-15 km.dir. Göl, deniz seviyesinden 916 m. yükseklikte Sultan ve Karakuş dağlarının arasında, il alanının ortasında yer almaktadır. Ortalama derinliği 12 metre, maksimum derinliği ise Eğirdir yakınlarında 16,5 m.dir. Göl iki kısma ayrılmaktadır. Kuzeyde kalan ve daha küçük olan kısmına Hoyran bölümü, güneyde kalan kısmına Eğirdir Gölü denir. Her iki bölüm Hoyran Boğazı ile birbirine bağlanır. Göl içerisinde iki küçük ada vardır. Biri Can Ada diğeri Yeşil Ada (Nis)’dır. Son zamanlarda suların azalmasıyla bu adalar bir yarım ada biçiminde Eğridir’e bağlanmıştır. Gölde sudak, sazan, sıraz balıkları bulunmaktadır. Göl doğal sit alanıdır. Gölün birinci 300 m.lik kıyı şeridi 1996 yılında birinci dereceden sit alanı olarak ilan edilmiştir.



Yeşil Ada: Ev pansiyonculuğunun çok yaygın olduğu bu ada balık lokantaları ile dikkat çeker. Doğal güzelliği yanında tarihi zenginlikleri de bulunan ada yerli yabancı ziyaretçileri konuk etmektedir.



Can Ada: Eğirdir ile Yeşil Ada arasında yer alan 7000 m² büyüklüğünde sevimli bir adacıktır. Yapılaşma yoktur. Sadece piknik alanı olarak düzenlenmiştir. Ada Atatürk'ün Eğridir’i ziyareti sırasında 1 Şubat 1933 tarihli Belediye Encümeni Kararı ile kendine hediye edilmiştir. Şu anda Ata Parkı olarak rekreasyon çalışmaları devam etmektedir.

Altınkum Plajı: Eğirdir tren istasyonunun altında bulunan plaj ince kumlu olup gölün yüzmeye en elverişli yeridir. Kıyıdan itibaren 200 m. ilerlenmesine rağmen insan boyunu geçmeyen sığlığı ile güvenli bir plajdır. Alt yapı ve çevre düzenlemeleri sonucunda “Mavi Bayrak” ile ödüllendirilmiştir. Düzenli olarak göl suyu tahlilleri yapılmaktadır. Plajın 50 çadır kapasitesi olup, kiralık bungalowlar da vardır.



Akpınar Köyü Seyir Terası: Akpınar Köyü, Eğirdir şehir merkezinden 7 km uzaklıkta, Eğirdir gölünün kuşbakışı olarak seyredilebildiği şirin bir köydür. Eğirdir Kaymakamlığı’nın yaptığı çalışmalar ile yeşilin ve mavinin yedi tonunu, Yeşil ve Can adalarını, Barla Dağını, Anamas Dağları’nı, Boğaz Ova’yı, sıcak bir çay ve gözleme yiyerek görmek mümkündür.

Eğirdir Belediyesi Rekreasyon Alanı: Eğirdir-Konya yolu üzerinde sanayi sitesinin karşısında üç yüz dönüm arazi üzerinde kurulmuş rekreasyon alanı iki adet çim futbol sahası ile yaz aylarında birinci ve ikinci Türkiye Futbol Ligindeki Futbol takımları tarafından ikişer haftalık periyodlarla kamp yeri olarak tercih edilmektedir. Rekreasyon alanı içersinde rehabilite edildiğinde oldukça ilgi çekebilecek bir hayvanat bahçesi mevcuttur. Ayrıca olta balıkçılığının yapılabileceği balık havuzları ile aile piknik alanları bulunmaktadır.

Bedre Koyu: Eğirdir-Barla yolu üzerinde merkeze 11 km. mesafede 1500 m. sahil şeridi olan güzel bir dinlenme yeridir. Soyunma kabinleri, umumi mutfakları ve kamping alanları vardır.

Pınar Pazarı Mesireliği: Eğirdir ilçesi, Bağlar Mahallesi’nde yeşil bir alan içerisinde geleneksel olarak kurulan bir pazardır. 600 yıllık bir geçmişi vardır. Her yıl Eylül ayından itibaren 8-12 hafta devam eder. Haftada bir gün (Pazar günleri) panayır mahiyetinde kurulan pazarda; her çeşit ticari eşya, koyun, keçi, sığır ve süt ürünleri ile yörede yetiştirilen sebze ve meyveler satılır. Pazar yerinde kesilen koyun ve keçi etleri fırınlarda fırın kebabı şeklinde pişirilerek isteyenlere satılır.



Pınar Pazarı’nın kurulduğu son hafta kadınlar pazarı olarak tertip edilir. Bu günde kadınlar el emeği göz nuru olan el işlerini, oyalarını satışa sunarlar. Ayrıca âdetlere göre bu pazarda kız beğenilerek görücülük yapıldığına da rastlanılır.

Çamyol Dinlenme Parkı: Eğirdir-Sütçüler karayolu üzerinde 15 km.de yer alan orman içi dinlenme tesisidir. İnsana rahatlık veren temiz orman havasının bulunduğu parkta doğal içme suyu ve piknik için gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Çamyol dinlenme tesisleri Milli Parklar İdaresi'ne bağlı olarak çalışmaktadır.

Sorgun Yaylası: Aksu ilçesi sınırları içerisinde bol su kaynaklarına sahip Sorgun Yaylası film çekimlerine de sahne olmuş iyi bir dinlenme yeridir.

Tarlapınarı; Gönen ilçesi sınırları içerisinde, yazın sıcaklarından bunalanların yorgunluklarını giderebilecekleri, soğuk suyu bulunan, yeşillikler içerisinde bir mesire yeridir.

Değirmenderesi ve Ayazmana: Senirkent ilçesi Yassıören kasabası sınırları içerisinde yemyeşil doğası ile güzel bir piknik alanıdır.

Felepınarı: Şarkikaraağaç ilçesine 15 km. uzaklıkta içimi güzel olan suyu ve yeşillikler içerisinde bir mesire yeridir. Etrafında yöresel yemek ve kebapların yapıldığı lokantalar bulunmaktadır.




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: beyza, 16.03.2010, 17:54 (UTC):
ödevime çok yararı oldu bence çok güzel hazırlanmış bir site hazırlayanları tebrik ederim

Yorumu gönderen: ertuğrul yavuz, 28.01.2009, 12:05 (UTC):
eğirdir hayranıyım siteniz çok güzel



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
Mesajın:
Sitemizin 606133 ziyaretçisiniz.

www.yesilsutculer.tr.gg

Author: Melih // Category: Etkinlikler

Hosgeldiniz
www.yesilsutculer.tr.gg sitemize bugüne kadar 208668 ziyaretçi ulasmıstır umarız daha iyi olabiliriz, Biz sütcüler daha iyi tanıtıyoruz, çünkü bizim sitemizin muhabirlerimiz sizlersiniz, Biz daha iyisi olana kadar en iyisi biziz.

www.yesilsutculer.tr.gg

Author: admin // Category: Etkinlikler

Geleneksel 22. Dut ve Pekmez Şenlikleri bu yıl 9-10 Temmuz 2010 tarihlerinde ilçemizde düzenlenecektir.Tüm halkımız davetlidir.

20.SÜTCÜLER DUT VE PEKMEZ FESTİVALİ | http://www.yesilsutculer.tr.gg

Yeni yaptıgımız tasarım umarız hosunuza gitmiştir, daha iyi olmak için calısıyoruz. iyi seyirler.

Yeni yaptıgımız tasarım umarız hosunuza gitmiştir, daha iyi olmak için calısıyoruz. iyi seyirler

Sütcüler;, Sütcüler llçemize ait Özellikler- Tarihi ve Turistik Değerler

Sütcüler llçemize ait Özellikler- Tarihi ve Turistik Değerler

Sütcüler llçemize ait Özellikler- Tarihi ve Turistik Değerler: -Yıva (Bavlu), 1478-1501 tahrir kayıtlarında nahiye (zeamet), 1522 ve 1568 tahrir kayıtlarında kaza, Katip Çelebi'nin Cihannümasında ise kaza olarak görülmektedir. Bavulu şekline dönüşen isim, Cumhuriyet döneminde 1962 yılına kadar sürmüş, bu tarihte yerleşime dağ-dağlık anlamına gelen Cebel ismi verilmiştir. 1938 yılında, belde halkının büyük şehirlerde sütçülük yapmaları üzerine ismi Sütçüler olarak değiştirilmiş ve Eğirdir'e bağlı bir nahiye iken ilçe statüsü verilmiştir. * Adada Antik Kent ( Sağrak Köyü Zengi Mevkii),Kocaköy (PEDNELİSSOS) Kesme Kasabası,Mağara (Aşağı yaylabel Köyü civarı),Kurşunlu Harabeleri (Kasımlar-Karadutlar Mevkii),Seferağa Camii (Sütçüler Merkez),Asar Kalesi Kalıntıları (Hacıaliler Köyü Çağıllıpınar Mevkii),Sığırlık Kalesi Kalıntıları (Yeşilyurt Köyü),Sur Kalıntıları (Sütçüler Merkez Taşkapı Mevkii),Kitabe (Belen Mahallesi),Mağara ve Sarnıçlar (Beydilli Köyü) Su Yolu Kalıntıları (Gürleyik-Tota-Zengi arası), Melikler Kalesi (Melikler Köyü Bahçe Mevkii),Mağara (Karadağ),İnsuyu-Yeraltı Suyu (Bekirağalar Köyü),Mağara (Selimler Sarıtaş Köyü),Şeyh Muslihittin Türbesi (Şeyhler Türbesi),Yazılıkaya Kanyonu, (Sütçüler-Çandır arası),Karacaören Barajı (Çandır Köyü),Küçüksu Alabalık Tesisi (Yeşilyurt Köyü),İçmeler (Kasımlar yolu Tota Mevkii),Köprüçay Kanyonu (Kasımlar-Manavgat arası) Sütçüler Dut Pekmezi festivali her yıl Temmuz ayı içerisinde yapılmaktadır. .

Sütcüler yazısı, Sütcüler ile ilgili, Sütcüler tezi

Isparta ilinin güneyinde bulunan Sütçüler ilçesi, çok daglık, arazinin egim degerleri yüksek ve ormanlık bir alandır. Arazinin bu yapısı nüfus ve yerlesmeyi sekillendirmis, yörede az nüfuslu küçük köy ve bu köylere baglı mahallelerin olusumuna ortam hazırlamıstır. Bir köy merkezine baglı bulunan mahalleler, bazen sadece birkaç ailenin yasadıgı üç bes ev ve eklentisinden meydana gelmekte, bazen de baglı oldugu köyden daha fazla nüfusa sahip olabilmektedir. Bu kır yerlesmelerinde tarım, hayvancılık, balıkçılık, arıcılık, orman isçiligi gibi ekonomik faaliyetler sürdürülmektedir. Ancak bu kır yerlesmelerinin dagınık, az nüfuslu ve ekonomik gelir düzeyinin çok düsük olmasından dolayı, Sütçüler kırsalından, basta Isparta sehrine olmak üzere göç olayı yasanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yerlesme, Dagınık yerlesme, Mahalle,Tarım, Hayvancılık.

ABSTRACT Sütçüler district located in Southern Isparta is an area which is very mountainous, high slopes values of the lands and woodland. This structure of the land shaped the settlement, and it created an environment to exist a less populated villages and district attached to the villages. The districts attached a village centre some time take place three or five houses where a few family are living in. However, sometimes it might have much population than the village that it is attached. Economic activities of this rural settlement carried out in these fields such as, fishing, cattleman, occupation of mountain, beekeeping. Because of being less populated and very low standard of living in these rural settlements, peoples migrate from rural settlement of Sütçüler to Isparta City. Low standard of transportation makes the education, health services difficult. Key Words; Settlement, scattered settlement, district, agriculture, animal husbandry.

  • SÜTÇÜLER’İN BASLICA COGRAFİ ÖZELLİKLERİ
  • KIR YERLESMELERİNİN BASLICA ÖZELLİKLERİ
  • Sütçüler’de Köylerin Rakım Degerleri

Sütçüler ilçesi, Isparta ilinin güneyinde yer almaktadır. Dogusunda Konya iline baglı Beysehir ve Derebucak, kuzey ve kuzeybatısında Egirdir ilçesi, güneyinde Antalya iline baglı Serik ve Manavgat ilçeleri, batısında Burdur ilinin Bucak ilçesi ile çevrilidir (Sekil-1). Yaklasık 128.800 hektar alanı ile Isparta ilinin, hemen hemen % 14’ünü içerirr. Kapladıgı alan itibarıyla Isparta’nın büyük ilçelerinden birisidir. Arazisinin denizden yüksekligi, 250 ile 2500 m arasında degismektedir. Batı Torosların güneybatı, kuzeydogu ve güneydogu dogrultusunda sıkısarak birbiri içine girmesinden meydana gelen üçgen içinde yer alması nedeniyle, Sütçüler’in tamamı daglık bir alan içerisinde bulunmaktadır. İçinde bulundugu fiziki ortamın sonucu topografik yapısı kısa mesafeler içinde degisen, engebeli alanların genis yer kapladıgı Sütçüler’de düz arazi çok azdır. İlçe’de düzlükler genelde plato görünümündedir ve dagların yüksek yerlerinde bulunmaktadır. Sütçüler’de arazinin topografik yapısı ve bitki örtüsü, nüfus ve yerlesmeyi de etkilemistir. Alanının büyüklügünün aksine, Sütçüler az nüfuslu bir ilçedir.